
TANSİYONU NASIL TANIRIZ..?
Başlamadan önce bu makaleyi neden yazıyorum, onu belirtmek isterim. Şu anda toplumumuzda tansiyonu yüksek olan, yani aslında tansiyon hastalığı var olan 100 kişiden 50’si, bunun farkında değil… Oysa farkında olunsa ve basitçe tedbirler alınsa, başta kalp, böbrekler, beyin, göz ve tüm damarlar olmak üzere, organlarda oluşabilecek geri dönüşsüz hasarların önüne geçilebilecek… Maalesef yeterli dikkat gösterilmediği için, farkında olunmadığı için kolayca engellenebilecek bir tehdit yüzünden başımıza böbrek yetersizlikleri, diyaliz bağımlılıkları, beyin damar tıkanıklıkları/kanamaları, felçler, kalp büyümeleri, kalp krizleri, aort anevrizmaları, göz/görme kayıpları gibi yaşamı tehtit eden ama bence daha da önemlisi yaşam konforunu, kalitesini ve keyfini olumsuz etkileyen olaylar gelmekte… Futbol tabiri ile söylersek, çok basit goller yemekteyiz. İşte bu makalenin amacı, basitçe farkında olunabilecek ve basitçe tedbirlerle engellenebilecek bir tehdit konusunda farkındalık yaratmaktır.
Hep söylediğim gibi; tansiyon yüksekliği (hipertansiyon); farkında olunur ve kurallarına uyulursa; mahallenizdeki bir caddeden karşıdan karşıya geçmek kadar, hayatın doğasında zaten var olan kabul edilebilir sıradan/basit risklerden biri olarak kalır ve hastalık bile sayılmayabilir. Oysa kurallarına uyulmadığında, insanın başına gelebilecek en büyük belâlardan biridir.
Söylememiz gereken en önemli şeyi söylemiş olduk aslında…
Şimdi ayrıntıları konuşmaya başlayabiliriz….
Sabırla okumanızı tavsiye ediyorum 🙂
Bir önceki makalemizde tansiyonun ne olduğunu konuşmuştuk. Okumamış olanların öncelikle “Tansiyon nedir?” adlı makalemi okumalarını öneririm. Tek cümle ile özetlersek tansiyon; damarlarımızda dolaşan kanın basıncı=tazyiki’dir.

Damarlarımızda dolaşan kan bütün organlara bu basınç ile gider. Organların normal fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için belirli basınçta kan almaları gerekir. Yüksek ya da düşük basınçta kan alan organlarda kısa, orta ve uzun vadede değişiklikler, fonksiyon bozuklukları ve sonunda organ yetersizlikler gelişebilir. Bu nedenle organlarımıza giden basıncı bilmek, olası yüksek ya da düşük basıncın oluşturabileceği muhtemel zararların önüne geçmenin ilk adımıdır.
– Organlarımıza giden kan basıncını nasıl bileceğiz ?
Çok basit; tansiyonumuzu ölçerek, tansiyonumuzun farkında olarak…
– Kimler tansiyonunun farkında olmalı?
O da çok basit; herkes… Biraz abartılı gelmiş olabilir ancak tansiyon değişiklikleri çocukluk yaşlarında, genç yetişkinlikte (18-40 yaş) ve tabii ki ileri yaşlarda görülebilir. Yaş yükseldikçe tansiyonla ilgili problemlerin ihtimali/sıklığı da artar. Hele ki ailesinde yüksek tansiyon hikayesi olanlar, diyabet hastaları, sigara kullananlar, kilolular, tuzu elini korkak alıştırmadan yemeklerine serpenler tansiyon açısından daha dikkatli olmalılar ve muhtemel problemleri erkenden tespit etmek için, doktorun teşhisini beklemeden, kendileri tansiyonlarının farkında olmalıdır.
– Peki ne sıklıkta tansiyonlarımızı ölçmemiz gerekir?
Öncelikle şunu söyleyelim; tansiyondan kaynaklanabilecek (özellikle ense kısmından yukarıya doğru yayılan zonklayıcı baş ağrıları, baş dönmeleri, denge değişiklikleri, mide bulantıları, bayılacakmış gibi olma, göz kararmaları gibi) şikayetleri olanlar, şikayetin olduğu anlarda tansiyonlarını ölçmeli ve kaydetmeliler. Ancak bizim şu an konuştuğumuz konu, bu değil. Sağlıklı bireyler ne sıklıkta tansiyonlarını ölçmeliler?
20-30 yaş arası sağlıklı bireyler yılda en az 1 gün, sabah ve akşam olmak üzere tansiyonlarını ölçmeliler. Eğer yükseklik ya da düşüklük görürlerse, bu süreyi uzatmaları, 3-5 gün boyunca sabah ve akşam tansiyonlarını kaydetmeleri gerekir.
30-50 yaş arası sağlıklı bireylerin en geç 6-8 ayda bir, 50 yaş üstü sağlıklı bireylerin ise 3-4 ayda bir aynı şekilde tansiyonlarının farkında olmalarını tavsiye ediyoruz.
Zaten tansiyon problemi olup tedavi ve takip altındaki hastalarımızın, tansiyonlarını ne sıklıkta ölçmeleri gerektiğinden daha sonra bahsedeceğiz.
– Peki neden sağlıklı iken ve hiç şikâyetimiz yokken tansiyonlarımızın farkında olmamız gerekiyor?

Bu sorunun cevabı, tansiyonun lakabında gizli… Nedir tansiyonun lakabı ; “SESSİZ KATİL”… Evet hiç fark ettirmeden gelir, çoğu zaman bir şikayet oluşturmaz, sinsi sinsi seyreder ve kısa orta uzun vadeli zararlar verir. Biz fark edene kadar da köprülerin altından geri dönüşü olmayan nice sular akmış olur… Organlarımızda kalıcı değişiklikler, hasarlar oluşturur. İşte bu nedenle “SESSİZ KATİL”i, bize zarar vermeden belirlemek, bilmek ve gerekeni yapmak için uyanık olmamız ve tansiyonlarımızın farkında olmamız gerekiyor.
Sözün burasında sıradaki soruyu sormamız gerekiyor…
– Madem tansiyon farkındalığı bu kadar önemli… Doğru ve güvenilir ölçümleri nasıl yapacağız?
Doğru teşhis ve tedavi için kan basıncının (tansiyonun) doğru yöntemlerle ölçülmesi kritik öneme sahiptir. Çünkü biz artık tansiyon tedavimizi, sadece hastanede ölçtüğümüz değerlere göre değil, daha sıklıkla, hastamızın günlük yaşamındaki değerlerine göre belirliyoruz. Bu durumda aşağıda bahsedeceğimiz “doğru ve güvenilir tansiyon ölçüm yöntemlerine” riayet edilmesi, teşhis ve tedavinin başarısının en önemli belirleyicilerinden biridir.
Şimdi maddeler halinde doğru ölçüm sürecinden bahsedelim:
Cihaz ve Zamanlama
- Cihaz Seçimi ve Güvenilirliği:

Ev ölçümleri için, hangi tip tansiyon aletini kullanmalıyız? Eğer tansiyon ölçmesini iyi bilen bir başkası bizim tansiyonumuzu ölçecek ise; klasik elle şişirmeli tansiyon aletleri kullanılabilir. Bu cihazlar (elle şişirilen klasik tansiyon aletleri) ile kişi kendi tansiyonunu ölçemez, ölçmemelidir. Evde tansiyonumuzu başkasına ihtiyaç duymadan kolayca kendi kendimize ölçebilmemizi sağlayan dijital ekranlı otomatik tansiyon aletlerini tercih etmek daha uygun olacaktır. El bileğinden ölçenler de kullanılabilir ancak daha doğru ölçümler için koldan ölçen cihazların kullanılmasını tavsiye ediyoruz.
Terazimiz yanlış tartıyorsa, ticaretimiz ziyan olur… Tansiyon aletimiz de yanlış ölçüyorsa teşhisimiz de tedavimiz de yalan olur. Bu nedenle, kullandığınız tansiyon aletinin uluslararası standartlara göre onaylanmış bir cihaz olmasına özen gösterin. Onaylanmış cihazlar listesini www.strideBP.org sitesindeki https://www.stridebp.org/home-pdf/ dökümanından ya da www.validateBP.org sitesinin ana sayfasından görebilirsiniz. Ayrıca tüm tansiyon aletleri zaman geçtikçe hassasiyetlerini kaybedebilir, ayarları değişebilir. İlgili kuruluşlarda (yetkili bayiler, medikal firmalar) yılda en az bir kere yeniden ayarlarının yaptırılması (kalibrasyon) , bu mümkün değilse değiştirilmesi gerekir.
- Zamanlama: Tansiyonunuzu her gün yaklaşık aynı saatlerde, örneğin sabahları ilaç almadan ve kahvaltı etmeden önce, akşamları yemekten 1-2 saat sonra olmak üzere günde en az iki kere ve mümkünse bir de gün içinde öğlen saatlerinde ölçerek tutarlı bir takip sağlayın. Ölçüm süresi en az 3 gün, en fazla 7 gün olmalıdır. Daha uzun süreli ölçümler hem gereksizdir hem de tansiyonla ilgili psikolojik stresleri artırarak tansiyon dalgalanmalarına da sebep olabilir.
Ölçüm Öncesi Hazırlık
- Dinlenme: Ölçümden önce en az 5-10 dakika boyunca sakin bir ortamda, sırtı destekli bir sandalyede oturun. Zira gerçek tansiyonlarımız bedensel, ruhsal ve sosyal olarak rahat olduğumuz zamanlardaki tansiyonlarımızdır.
- Kaçınılması Gerekenler: Ölçümden önceki 30 dakika içinde kafeinli içecekler (kahve, çay, kola), sigara veya alkol tüketmeyin ve egzersiz yapmaktan kaçının.
- Mesane Kontrolü: Ölçüm öncesinde mesanenizin (idrar torbanızın) boş olduğundan emin olun. Dolu mesane, tansiyonu geçici olarak yükseltebilir.
- Sessizlik: Ölçüm sırasında konuşmaktan ve hareket etmekten kaçının.
Ölçüm Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
- Doğru Oturma Pozisyonu: Sırtınız bir yere yaslanmış olmalı. Ayaklarınız yere düz basmalı ve bacak bacak üstüne atılmamalıdır. Kolunuz çıplak olmalı ve giysi kolu sıkmamalıdır.

- Kolun Konumu: Tansiyon ölçülecek kolunuz, kalp hizasında olacak şekilde bir masaya veya sehpaya desteklenmelidir. Kolunuzun havada asılı kalmamasına dikkat edin.
- Doğru Manşon (Kaf) Seçimi ve Yerleşimi: Kolunuzun çevresine uygun boyutta bir manşon kullanılmalıdır. Küçük veya büyük manşonlar yanlış sonuçlara neden olur. Manşonun alt kenarı, dirsek çukurunun yaklaşık 2-3 cm yukarısına gelecek şekilde sarılmalıdır. Çok sıkı veya çok gevşek olmamalıdır.
- Ölçümün Tekrarlanması: En az iki ölçüm yapın. Ölçümler arasında 1-2 dakika bekleyin. Eğer iki ölçüm arasındaki değerler birbirine yakın değilse (5 mmHg’den fazla fark varsa), birkaç dakika sonra bir ölçüm daha yapın. Geçerli kabul edilen ölçümlerin ortalamasını alarak tansiyon değerinizi belirleyin.

- Ölçümün Kaydedilmesi : Yaptığınız ölçümleri, ölçümlerin bitiminde hem kendiniz görmeniz-değerlendirmeniz için hem de eğer doktora başvuracaksanız onun bilgisine sunmanız açısından yazarak kaydedin. Bunun için internetten hazır tansiyon takip çizelgeleri bulabileceğiniz gibi, herhangi bir kağıda da kaydedebilirsiniz.
Önemli bir konu; tansiyon değerinizi yazarken hangi formatta yazacağımızdır. Genellikle tansiyon aletinin ekranında mesela 137 – 89 yazarken, hastalarımız bunu 13-8 olarak adlandırırlar ve bu şekilde kaydederler. Oysa bu yanlış bir uygulamadır. Ekranda nasıl görüyorsak öyle kaydedilmesi gerekir. Yukarda/yanda görüldüğü gibi bir çizelge hazırlamanız, doktorunuzun tansiyonunuz hakkında doğru kararlar vermesini oldukça kolaylaştıracaktır.
-Tansiyonlarımızı ölçtük, çizelgedeki gibi yazdık ama bir çok farklı değer var. Hangi ölçüm bizim gerçek tansiyonumuzdur ?
Anlaşılacağı üzere, tek bir ölçüme bakarak karar vermiyoruz. Önemli olan yukarda da bahsettiğimiz gibi; bedensel, ruhsal ve sosyal olarak rahat olduğumuz anlarda, en az 5-10 dk oturup dinlenmiş vaziyette, kurallarına uyarak, güvenilir bir cihazla ölçtüğümüz tansiyon değerlerinin “genel seyridir” ya da “ortalamasıdır”. Evet, ölçtüğümüz değerlerin basitçe aritmetik ortalamasını almak, genel seyir hakkında bize sağlam bir bilgi verir. Bilmeyenler de olabileceği için ve daha iyi anlaşılabilmesi için bir örnekle açıklamak istiyorum:
Meselâ 3 gün boyunca günde 3 defadan toplam 9 kez tansiyonlarımız ölçmüş ve yazmış olalım. Hesap makinemizi alalım. Ölçtüğümüz büyük tansiyon değerlerini tek tek toplayalım; sonuç 1242 çıkmış olsun. Ortalamayı bulmak için bu sayısı, ölçüm sayımıza bölmemiz gerekir. 9 kere ölçmüştük; 1242/9=138 . Bu durumda bizim büyük tansiyonlarımızın ortalaması 138 mmHg demektir. Aynı hesaplamayı küçük tansiyonlar için de yapıp, mesela toplamını 711 bulmuş olalım; 711/9=79. Bu durumda tansiyonlarımızın ortalaması, yani bizim gerçek tansiyonumuz 138’e 79’dur diyebiliriz.
– Artık tansiyon ortalamamızı biliyoruz… Peki normal mi, yüksek mi? Nasıl karar vereceğiz…?
Elbette insan doğarken kullanım kılavuzu ile doğmuyor. Bugün bildiğimiz normal tansiyon değerleri, tıbbın milyonlarca hastaya tedavi verip sonra da sonuçlarını değerlendirmesi ile oluşan tecrübesiyle belirlenmiştir. Yeni şeyler öğrendikçe, tansiyona bağlı olumsuz olayları gördükçe, tedavi ile sağlanan faydalar bilimsel yöntemlerle tespit edildikçe; normal kabul edilen tansiyon değerleri de zamanla değişim gösterebilmektedir. Mesela 30-40 yıl önce 60 yaşındaki bir hasta için büyük tansiyonun 160 mmHg olması normal kabul edilebilirken, bugün bu değerin çok yüksek olduğunu biliyoruz.
Evet bugün geldiğimiz noktada, tansiyon için dünya çapında kabul görmüş “normal değer aralığını” ya da “sınırları” daha iyi biliyoruz. Buna göre; ev ölçümlerinin büyük (sistolik) tansiyon için 135 mmHg’nın, küçük (diyastolik) tansiyon için ise 85 mmHg’nın üstünde seyrediyor olması “yüksek tansiyon=hipertansiyon” olarak kabul edilir.
Demek ki, dokularımızın sağlıklı beslenmesi ve basınç etkisine maruz kalmaması için, tansiyonlarımız 135/85 mmHg’nın altında olmalıdır. Bu sınır değerler hemen herkes için geçerli kabul edilirken, bazı durumlarda daha düşük tansiyon değerleri hedeflenebilir. Mesela kalp yetersizliği, diyabet (şeker), kronik böbrek yetersizliği, aort anevrizması (genişlemesi) gibi hastalıkları olanlarda doktorunuz sizin için daha düşük hedefler belirleyecektir.
Biz tansiyon ortalamamızı yukardaki örnekte kaç bulmuştuk? 138/79 mmHg… Demekki küçük tansiyonumuz normal, ancak büyük tansiyonumuz hafif yüksekmiş. O halde çizelgemizi de yanımıza alıp doktora başvurmamız gerekiyor.
Gelelim makalemizin başlığına…
Teşhisi nasıl koyuyoruz…?
Hastamız tansiyon farkındalığı olan bir hasta ve kendi ölçümlerinin yüksek olduğunu fark ederek hiçbir şikayeti olmadan bize gelmiş olabilir… Ya da bir şikayeti olmuştur ve o anda tansiyonunu yüksek ölçmüş olabilir… Ya da başka bir sebeple doktora başvurmuş ve tesadüfen tansiyonu yüksek ölçülmüş olabilir…
Her durumda hastamızı öncelikle sadece tansiyon odaklı değil, bütüncül olarak tüm özellikleri ile değerlendiriyoruz. Varsa şikayetlerini dinliyoruz, sağlık özgeçmişini, aile öyküsünü ve eşlik eden (diyabet, ailede erken kardiyovasküler hastalık ya da hipertansiyon varlığı, tütün ürünleri kullanımı, kolesterol yüksekliği, obezite gibi) ek risk faktörlerini öğreniyoruz. Muayenesini, gerekli kardiyolojik testlerini ve laboratuvar testlerini yapıyoruz.
Ardından elimizdeki veriler, direkt olarak tanı koymamıza yetiyorsa, hem hastamızın kendi ölçümleri hem bizim ölçümlerimiz hem de gerektiğinde başvurduğumuz 24 Saatlik Tansiyon Holter gibi tetkikler tansiyonların yüksek seyrettiğini, tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyorsa, hiç beklemeden; yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçtan oluşan tedavimize hemen başlıyoruz ve takibe alıyoruz. Takip sürecinde; tansiyon yüksekliğinin geçici bir durum olup olmadığı, başka bir sebebe bağlı olup olmadığı, organlara zarar verip vermediği ve de tedavide hedefe ulaşılıp ulaşılmadığı belirlemeye çalışırız.
Tedavi ve takip sürecinin yönetilmesi, tedavide karşılaşılabilecek sorunlar, ilaçlarla ilgili konular, hipertansiyon hastasını ilgilendiren diğer konuları ve hipertansiyonla ilgili bazı özel durumları başka bir makalede konuşalım…
Kalbinize iyi bakın… İçinde sevdikleriniz var…
Sağlıklı günler dilerim
