Önceki Makale Sonraki Makale
Fizik Muayene Girişimsel Olmayan (Non-İnvaziv) Tanı Yöntemleri

Laboratuvar

Kalp Hastalıklarında Teşhis

 

Kalp hastalıkları, önceki makalelerimizde belirttiğimiz gibi, dünyada en sık ölüme neden olan hastalıklardır. Bu nedenle, hastalığın tanınması, tespit edilmesi, bu ölümleri engellemede ilk ve en önemli adımdır. Hiçbir şikayeti olmayan ancak “yüksek risk” profiline sahip bireylerin taranması ve varsa hastalığın teşhisi de, koruyucu hekimlik (primer proflaksi) açısından vazgeçilmezdir. Zira kalp hastalıklarının yarıdan fazlası, önceden hiçbir şikayeeti bulunmayan sağlıklı bireylerde aniden gelişmektedir.

 

Teşhise giden yolda hiçbir tetkik ya da yöntem, tek başına yeterli değildir. “Şu film çekilsin ve hastalığımın adı konsun” şeklinde bir düşünce tamamen yanlıştır. Teşhise adım adım gidilmelidir ve her adım önemlidir. Şimdi bu adımları tek tek sıralayalım.

 

1.)  ANAMNEZ (HİKAYE)  

2.)  FİZİK MUAYENE

3.)  LABORATUVAR TESTLERİ

4.)  GİRİŞİMSEL OLMAYAN TEŞHİS YÖNTEMLERİ

5.)  GİRİŞİMSEL İLERİ TEŞHİS YÖNTEMLERİ

 

---------------------

 

3.)  LABORATUVAR TESTLERİ

laboratuvar testleri ile ilgili görsel sonucu

 

Kalp hastalıklarında laboratuvar testlerinden farklı amaçlarla faydalanırız. 

-      Kalp ve damar sistemi ile ilgili bazı hastalıklarının teşhisininde : 

-      Kalp hastalıklarının tedavi seyrinin izlenmesi ve takibinde

-      Diyabet, Böbrek-Karaciğer Yetersizliği, Anemi, Tiroid Hastalıkları vb. gibi sıklıkla

kalp hastalıkları ile birlikte bulunabilen diğer sistem hastalıklarının teşhis

ve takibinde, bunların kalp hastalıklarıyla karşılıklı etkileşiminin takibinde.

-      Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin riskleri belirlemek ve koruyucu hekimlik yaklaşımlarında

 

Kalp hastalıklarının, özellikle de acil olanlarının teşhisinde ve diğer hastalıklardan ayırt edilmesinde kullanılan laboratuvar tahlillerine “kardiyak biyobelirteçler” denir.

 

KARDİYAK BİYO-BELİRTEÇLER: 

 

Kalbin biyo-belirteçleri, kalp hasarlandığı zaman, kalp hücresinin parçalanması sonucu kana karışan maddelerdir. Acil kalp hastalıklarında görülen şikayetler (göğüs ağrısı, göğüste bası hissi, nefes darlığı) kalp harici hastalıklarda da görülebilmektedir. Kalple ilgili acil durumlarda, zamana karşı bir yarış olduğundan, geçen her saniye kalple ilgili riskleri artıracağından, acil durumun erkenden tanınması ve hızlı-uygun tedaviye geçilmesi kritik önem taşımaktadır. İşte tam bu noktada kalbe has bazı maddelerin (kardiyak biyo-belirteçlerlerin) kandan artışını belirlemek acil servis hekimleri için vazgeçilmezdir.

Günlük pratik uygulamamızda en sık kullandığımız biyo-belirteç Troponin’dir. Bunun yanında CK-MB ve Miyoglobin’den de yardımcı testler olarak yararlanabiliriz.

 

Troponin

 

Troponinler iskelet ve kalp kası liflerinde bulunan bir protein ailesidir. Üç değişik troponin vardır; troponin C (TnC), troponin T (TnT) ve troponin I (TnI). Bu proteinler birlikte kasın kasılmasını düzenlerler. Bu proteinlerden iki tanesi, TnI ve TnT yalnızca kalpte bulunur ve normalde kanda bulunmazlar. 

 

Kalp kası hücreleri hasarlandığında/parçalandığında, hasarın derecesine göre o kadar çok kardiyak troponin T ve I kan dolaşımına karışır. Troponin düzeylerindeki en ufak bir yükselme dahi kalp hücresinde hasarı düşündürür. Bir hastada troponin düzeyleri belirgin derecede yükseldiği zaman ya hasta kalp krizi geçiriyordur ya da kalbin zarar gördüğü bir başka durum söz konusudur.

 

Troponinler şüphe edilen bir kalp krizi için ilk tercih edilen testlerdir. Çünkü diğer testlere oranla kalp hasarı için daha spesifiklerdir ve daha fazla süre pozitifliklerini korurlar. Kalp krizi geçiren bir hastada troponin düzeyleri hasardan sonraki 3-4 saat içinde yükselir ve 10-14 gün süre ile yüksek kalabilir.

 

Kalp krizinin erken saatlerinde acil servise başvuran hastalarda Troponin değeri normal olarak da bulunabilir. Bu kalp krizini ekarte ettirmez. Çünkü Troponin, kalp krizi geçiriyor olsak bile ancak 3-4 saatte yükselir ve kanda belirlenecek hale gelir. O nedenle, hastamızın şikayeti, klinik durumu, bize kalp krizini düşündürüyorsa, ilk testten 2-4 saat kadar sonra EKG ile birlikte Troponin testini de tekrarlarız. Tekrarların sayısı duruma göre 3-4 kereye kadar çıkarılabilir.

 

Bunun yanında kalp krizinin erken döneminde tanı koymada bir “üçleme”den bahsederiz; göğüs ağrısı/baskısı + EKG değişiklikleri + Troponin yüksekliği . Bu üçlemeden, ikisi mevcut ise kalp krizi teşhisi kesinleşir. Göğüs ağrısının erken dönemlerinde başvuran bir hastamızda kalp krizine has EKG değişiklikleri de varsa, bir daha Troponin tekrarı yapıp yüksek çıkmasını tabiki beklemeyiz. Çünkü beklemek artık zaman kaybıdır ve hemen tedavi adımlarına geçeriz.

 

Aynı şekilde, Troponinler, 10-15 gün yüksek kalabilme özelliği ile, kalp krizi geçirip de farkına varmayan ya da geç başvuran hastalarda da tanı koydurucu olabilmektedir. 

 

Kalp krizi geçiren bazı hastaların troponin düzeyleri normal bulunabileceği gibi, yükselmiş troponin düzeylerine sahip olan hastalarda da her zaman belirgin kalp hasarı olmayabilir. Miyokardit (kalp kasının inflamasyonu),ileri kalp yetmezliği, ciddi enfeksiyonlar, böbrek hastalığı ve derinin veya kasın kronik inflamatuar hadiseleri gibi durumlarda da troponin düzeyleri yüksek bulunabilir.

 

CK ve CK-MB

 

CK (Creatin Kinaz enzimi) tüm kas hüsrelerinde bulunan bir maddedir. Bunun bir alt formu olan CK-MB ise, diğer kaslarda da bulunabileceği gibi, daha çok kalp kasında bulunur.

 

Göğüs ağrısı olan kişilerde, kalp krizi olup olmadıklarını belirlemek içinCKile birlikte CK-MB düzeyleri de ölçülür. CK yüksekliği kalp veya diğer kasların hasarını gösterdiğinden CK -MB ağırlıklı bir yükselme kalbi işaret edeceği için değerlidir.

 

Genellikle kalp krizi hastalarında göğüs ağrısının başlamasından yaklaşık 3-4 saat sonra  yüksek CK-MB düzeyleri saptanabilir.  CK-MB düzeyleri 18-24 saat içinde en yüksek seviyeye çıkmakta ve 72 saat içinde de normale dönmektedir.

 

CK-MB çok iyi bir test olmasına rağmen geniş ölçüde yerine kalp hasarının daha spesifik bir testi olantroponin testi geçmiştir.

 

İskelet kasının ağır yaralanması, ileri derecede efor sarfederek kasları aşırı yormak, kas içi enjeksiyonlar, kronik kas hastalıkları, böbrek yetmezliği, tiroid hormon problemeleri, alkol tüketimi ve benzeri durumlar da CK ve CK-MB düzeylerini yükseltebilir. Bu durumlarda oluşan tanı karmaşasını aşmakta hastanın kliniği, EKG değişiklikleri ve tabiki Troponin testi yardımcı olacaktır.

 

Miyoglobin

 

Miyoglobin kalp ve iskelet kaslarında bulunan oksijene bağlı küçük bir proteindir. Kalp veya iskelet kası yaralandığında miyoglobin kana karışır ve travmadan sonraki birkaç saat içinde artmış Miyoglobin seviyesi ölçülebilir.

 

Bir kalp krizi veya başka bir kas travmasından sonraki 2-3 saat içinde miyoglobin düzeyleri yükselmeye başlamakta, en yüksek düzeylerine 8-12 saat içinde ulaşmakta, bir gün içinde normale dönmektedir. 

 

Diğer belirteçlere göre avantajı troponine göre daha kısa sürede yükselmesi yani daha erken tanıda yararlanılabilecek olmasıdır. Ancak miyoglobin iskelet kaslarında da bulunduğundan, her yükselme kalbe ait olarak yorumlanamaz. Mutlaka hastanın kliniği, EKG’si ve Troponin düzeyleri ile değerlendirmeyi gerekli kılar. 

 

BNP, NT-ProBNP

 

Kalp normalde bir protein öncülü olan pro-BNP ‘yi düşük düzeylerde  üretmektedir. Bu pro-BNP ikiye parçalanarak aktif BNPve etkin olmayan  NT-proBNP ‘yi serbestleştirir. BNP’nin salınma amacı kan hacminin düzenlenmesine ve dolayısıyla vücudun her tarafına kalbin kanı pompalamasına yardımcı olmaktır. 

 

Hem BNP hem de NT-proBNP esasen kalbin sol karıncığında (kalbin, kanı vücuda pompalama işlemini  gerçekleştiren asıl odacığı) yapılmaktadır. Sol karıncık daha zorlu çalışma sonucu gerildiğinde, içindeki basınç arttığında, kanda BNP ve  NT-proBNP konsantrasyonları belirgin derecede yükselebilir. Bu durum kalp yetmezliğindeolduğu kadar kalp ve dolaşım sistemini etkileyen diğer hastalıklarda da görülebilir.

 

Bu testler, kalp krizlerini belirlemede değil, kalp yetmezliğini -aynı şikayetleri oluşturabilecek diğer durumlardan- ayırt etmede , şiddetini belirlemede ve kalp yetmezliği tedavisinin etkinliğini/gidişatını değerlendirmede kullanılır. 

 

Normalden yüksek sonuçlar hastanın kalp yetmezliğindeolduğunu düşündürür. Kan BNP veya NT-proBNP düzeyi kalp yetmezliğinin şiddet derecesiyle ilişkilidir. Daha yüksek BNP veya  NT-proBNP düzeyleri hastada daha kötü bir gidişatı işaret edebilir. 

Hem BNP hem de NT-proBNP düzeyleri yaşla birlikte artma eğilimi göstermektedir. Ayrıca böbrek hastalığı olanlarda da yükselmektedir.

 

RİSK DEĞERLENDİRMEDE KULLANILAN 

KARDİYAK BİYO-BELİRTEÇLER: 

 

Kalp için risk değerlendirmesi;  kalp ve damarlarla ilgili (kalp krizi, inme gibi) bir olay geçirme olasılığına işaret ettiği kanıtlanmış, bir grup klinik faktörler  ve testleri içerir. Bu değerlendirmeler sonucunda hastalarımız hafif, orta ve yüksek risk gruplarına dahil edilirler.

Kalp rahatsızlığı  riskinin değerlendirmesine neler dahil edilir?

1.    Klinik faktörler: Yaş ve cinsiyet, genetik altyapı (ailede erken yaş kalp hastalığı varlığı), Şeker Hastalığı (Diyabet), Kan Basıncı yüksekliği (Hipertansiyon), Sigara kullanımı,  Kolesterol yüksekliği (Hiperlipidemi), Fazla/Aşırı kilo (Obezite), Stres
 

2.    Laboratuvar testleri:Kolesterol profili, Kan şeker profili, hsCRP, Lp(a), Lp-PHLA2,c

3.    Girişimsel olmayan testler:EKG, EKO, Efor testi, Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi, Bilgisayarlı Tomografi ile Anjiyografi ve Kalsiyum skorlaması, 

4.    Girişimsel Testler:Koroner Anjiyografi, kalp kateterizasyonu

 

Kan Kolesterol (Lipid) Profili

 

Son yılların en çok tartışılan konularından biridir “kolesterol”. Bir hastalık mıdır, değil midir? Düşürmek faydalı mıdır değil midir? Kolesterol ilaçları zararlı mıdır, değil midir? Bu konuları başka bir makalede ele alacağız. Burda sadece laboratuvar ile ilgili bilgileri vermekle yetineceğiz.

 

Kolesteroller, vücutta normalde bulunan, vücut fonksiyonları için gerekli birçok faktörün üretilmesinde önemli görevleri olan maddelerdir. Tek başına kolesterol yüksekliği, bazı istisnalar dışında, bir hastalık olarak değerlendirilemez. Ancak, diğer risk faktörlerinin varlığında, hafif kolesterol yükseklikleri bile artmış bir kalp hastalığı riskine sebep olabilir.

 

Kolesteroller deyince:

            Toplam (Total) Kolesterol

            HDL-Kolestorel (İyi Kolesterol)

            LDL-Kolesterol (Kötü Kolesterol)

            Trigliserid

            VLDL-Kolesterol

            Non-HDL-Kolesterol (HDL kolesterol dışındakilerin toplamı)

            Total Kolesterol/HDL-K oranı gibi parametreler, kandan ölçülür ya da hesaplanır.

 

Yüksek kolesterol seviyeleri, damar sertliği (ateroskleroz) oluşumundan ve bunun kalp krizi ile sonuçlanmasından sorumlu mekanizmalarda önemli roller alır. Bu nedenle, özellikle çoklu risk faktörlerine sahip bireylerde, bu seviyelerin düşürülmesinin, kalp krizi ve inme gelişme riskini azalttığı, birçok bilimsel çalışma ile gösterilmiştir.

 

Yüksek Duyarlılıklı C-Reaktif Protein (hs-CRP):

 

Çalışmalar hs-CRP ölçümünün  kalp-damar hastalığı riskini tanımlamaya yardımcı olabildiğini göstermiştir. Bu test  enfeksiyonlar veya iltihaplı hastalıklarda yüksek CRP düzeylerini saptayan rutin CRP testinden farklıdır.  hs-CRP testi sağlıklı kişiler için normal değer aralıkları gösteren CRP'yi ölçmektedir.  Düzeyleri normalin alt sınırında olan kişileri normalin üst sınırındaki değerlere sahip olanlardan ayırt etmede kullanılabilir. Sağlıklı bireylerde normalin üst sınırındaki CRP düzeylerinin, lipit-kolesterol düzeyleri kabul edilebilir sınırlar içinde olsa bile,  ileride kalp krizi, inme, periferik damar hastalığını öngördüğü belirlenmiştir. 

 

 

Lipoprotein a ,  Lp(a)

 

Lp(a), başka bir protein olan Apolipoprotein (a)’ya bağlı  bir LDL-Kolesterol molekülünden ibaret bir lipoproteindir. Lp(a), diyet, egzersiz veya lipit düşürücü ilaçların çoğu gibi LDL-Kolesterolü düşüren tipik stratejilere yanıt vermemesi dışında LDL-Kolesterole'e benzemektedir. Lp(a) düzeyinin kalıtsal yolla belirlendiği ve kolayca değişmediği anlaşıldığından, yüksek Lp(a) düzeylerinin varlığı, kimlerin diğer risk faktörlerinin daha agresif tedavisinden yararlanabileceğini belirler.

 

 

Lp-PLA2

 

Bu test lipoprotein ilişkili fosfolipaz A2'nin kandaki miktarını ölçer. Lp-PLA2 bir enzim olup makrofaj olarak adlandırılan, vücuda yabancı proteinleri, eski hücreleri ve mikroorganizmaları yiyen ve yok eden bağışıklık hücreleri tarafından üretilir. Kanda bulunan Lp-PLA2'nin büyük bir bölümü “kötü kolesterol” olan LDL-Kolesterol’e bağlıdır.

 

Lp-PLA2'nin kan damarlarının iltihaplanmasında rol oynadığı görünmektedir ve damar sertliği (ateroskleroz) gelişimine yardımcı olduğu düşünülmektedir. Bazı güncel çalışmalar Lp-PLA2'nin kalp damar hastalıkları, koroner kalp hastalığı ve iskemik inme gibi rahatsızlıkların oluşumunda bağımsız bir risk faktörü olduğunu göstermiştir. Bu çalışmalarda koroner kalp hastalığı ve iskemik inme tanısı konan birçok kişide diğer risk faktörleri göz önüne alınmaksızın Lp-PLA2 konsantrasyonlarının yükselmiş olduğu görülür. Bu bulgular, kişinin kalp-damar hastalığı riskini belirlemeye yardımcı olmak için kullanılan ve sayıları giderek artan risk belirteçlerinden biri olan bu yeni testi potansiyel olarak yararlı hale getirmektedir.

 

Lp-PLA2 sık istenmeyen yeni bir testtir. Tüm klinik yararlılığı henüz tam olarak belirlenmemiştir. Bu test kolesterol ve diğer lipit düzeylerine ilişkin testlerin yanısıra doktora ek bilgiler vermeyi amaçlamaktadır.

 

 

Hasan Kasap - DoktorTakvimi.com    Hasan KASAP

 

 


Önceki Makale Sonraki Makale
Fizik Muayene Girişimsel Olmayan (Non-İnvaziv) Tanı Yöntemleri